Ordu Medikal Market Sitesi

Tam İhtiyaç duyduğunuz anda....

KOLOREKTAL KANSERLER

 Giriş : 

Kolorektal kanserler sindirim sisteminin en sık rastlanılan tümörleridir. ABD’de yapılan araştırmalara göre kolorektal kanserler yeni kanser vakalarının ve hem kadınlarda hem de erkeklerdeki ölümlerin en sık üçüncü nedenidir.

Risk Faktörleri :

Kolorektal kanser gelişme riski yaşla birlikte artış gösterir. En sık (%90) 50 yaşından sonra görülür. 40 yaşından önce görülmeleri oldukça nadirdir. Bu nedenle risk grubunda bulunan kimseler -şikayetleri olmasa bile- 50 yaşından sonra tarama programlarına alınmalıdır. Peki, kolorektal kanser gelişiminde rol oynayan risk faktörleri nelerdir ve bunları bilmek neden çok önemlidir?

Kolorektal kanser gelişiminde rolü olan birçok risk faktörü belirlenmiştir. İleri yaşın önemli bir faktör olduğundan bahsetmiştik. Bunun dışında genetik faktörler de kolorektal kanser gelişimde küçümsenmeyecek öneme sahiptir. Normalde %5-6 olan kolorektal kanser gelişme riski, ailesinde ya da yakın akrabalarında hastalık olan kişilerde %20-30’lara kadar çıkmaktadır.  Bunun dışında beslenme alışkanlıkları ve çevresel faktörler de kolorektal kanser gelişiminde rol oynarlar. Hayvani yağlardan ve kırmızı etten zengin gıdaları çok, lifli gıdaları az tüketen gelişmiş toplumlarda kolorektal kanser daha çok görülmektedir. Balık tüketiminin bu kanseri azalttığını savunan çalışmalar vardır. Ayrıca çeşitli vitamin ve minerallerin sıkça tüketilmesinin faydalı olabileceği de söylenilmektedir.

İnflamatuar bağırsak hastalıkları olarak adlandırılan iki temel hastalık vardır: Ülseratif Kolit ve Crohn. Bu hastalıklar bağırsağın yapısının bozulduğu hastalıklardır. Özellikle Ülseratif Kolit’te bu durum daha belirgindir ve kanserleşme eğilimi yüksektir. Uzun yıllar bu hastalığı taşıyan bireylerde kanser riski kat be kat artmaktadır.

Adenom olarak adlandırılan ve basitçe bağırsak iç duvarındaki benign (iyi huylu) oluşumlar (polipler) olarak tanımlanabilecek lezyonların da kolorektal kanser gelişimiyle çok yakın ilişkileri vardır. Kanserlerin %90’dan fazlası daha önceden mevcut olan adenom zemininde gelişir. Kanser gelişme riski, adenomların türü, sayısı ve büyüklüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Özellikle 2 cm.den büyük poliplerde kanserleşme riski çok artmaktadır. Kronik sigara ve alkol kullanımının kolon adenomu riskini arttırdığı dolayısıyla da kanser gelişiminde rol oynadığı bildirilmiştir.

Kolorektal Kanserlerde Tarama :

Tüm bu bilgiler değerlendirildiğinde tarama programlarının önemi anlaşılmaktadır. Çünkü kolorektal kanser sebebi olarak görülen risk faktörlerinin çoğu önlenebilir etkenlerdir. Öncelikle beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve bol lifli gıda tüketilmesi önerilmektedir. Daha da önemlisi; aile hikayesi, adenom öyküsü ya da inflamatuar bağırsak hastalığı gibi kanser riskini önemli ölçüde arttırdığı ispatlanmış faktörlere sahip bireylerin düzenli olarak takip edilmesi gerekmektedir. Kanser taramalarının amacı, hastalıkları erken evrede yakalayarak, toplumdaki ileri evre hastaların sayısını azaltmak ve kansere bağlı ölümlerin sayısını düşürmektir. Kolorektal kanser için yapılan tarama testlerinin de, gerek bu olguları erken evrede yakalamak, gerekse adenomları saptayarak çıkartmak yoluyla bu amaca hizmet ettiği söylenebilir.

Kolorektal kanser taramaları için yapılan testler iki temel başlık altında incelenebilir: Dışkı testleri ve yapısal incelemeler. Dışkı testleri kolorektal kanserlerin saptanmasında rol oynarlar ve en bilinenleri dışkıda gizli kan bakılması testidir. Yapısal incelemeler ise kolonoskopi ve rektosigmoidoskopi ile bazı radyolojik incelemeleri içerir. Bunlar hastalık tespitinin yanında adenomların çıkartılması gibi girişimsel işlemlere de olanak sağlarlar. Özellikle kolonoskopik incelemeler günümüzde kolorektal kanser taramalarında çok önemli bir yere sahip incelemelerdir. Yüksek risk grubunda yeralan ve belli bir yaşın üzerindeki kişilere düzenli olarak yapılması önerilmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, ileride kansere dönüşebilecek (prekanseröz) lezyonların tanı ve tedavisinde yani çıkartılmasında oynadıkları rol çok önemlidir. Bu yüzden kolonoskopik girişimler kolorektal cerrahlar için adeta olmazsa olmaz işlemlerdir.

Tedavi :

Kolorektal kanserlerin tedavisi cerrahidir. Ancak tümörün yaygınlık derecesine göre, ameliyat öncesinde ve ameliyat sonrasında ilave tedaviler de gerekebilir. Cerrahi tedavi prosedürleri, lezyonun yerleşim yeri ve evresine göre değişir. Ancak değişmemesi gereken bir kural vardır ki, o da yapılacak işlemin mutlaka kanser cerrahisi ilkelerine uyarak gerçekleştirilmesi gerektiğidir. Yani kanseri içeren bağırsak kesimi, mutlaka o segmentin damar ve lenfatikleri ile beraber çıkartılmalıdır.

Kolon kanseri en çok karaciğere metastaz yapar. Ancak ameliyat sırasında da yaklaşık %20 hastada görülen bu durum cerrahi için kesin bir engel değildir. Karaciğerden başka organlara yayılım olmadığı durumlarda, karaciğerdeki lezyonların sayısı da 4’den azsa ve bunlar cerrahi olarak çıkarılabilecek durumda iseler, aynı ameliyatta karaciğer metastazlarına da müdahale edilebilir.

Kolorektal kanserlerde uygulanan cerrahi işlemler tümörün yerleşim yerine göre değişir ve buna uygun olarak adlandırılır. Kabaca kalın bağırsağın sağ tarafı olarak tanımlanabilecek; çekum, çıkan kolon, hepatik fleksura ve transvers kolonun sağ kısmında yerleşmiş tümörlerde sağ hemikolektomi denen cerrahi işlem uygulanır. Bu işlemde rezeksiyon alanına ince bağırsağın son kısmı da dahil edilmelidir. Kalın bağırsağın orta kesimindeki (transvers kolonun ortası) tümörlerde seçilecek işlem transvers kolektomidir. Kabaca kalın bağırsağın sol kısmı olarak tanımlanabilecek; transvers kolonun sol yarısı, splenik fleksura ve inen kolon lezyonlarında ise seçilecek cerrahi tedavi sol hemikolektomidir. Sigmoid kolon kanserlerinde sigmoid rezeksiyon, rektosigmoid lezyonlarda anterior rezeksiyon denen işlem uygulanır. Rektum (kalın bağırsağın anüsten önceki son kısmı) yerleşimli tümörlerde aşağı anterior rezeksiyon yapılır. Tümör çok distalde (aşağıda) yerleşmişse ve ameliyatta hastanın anal sfinkter fonksiyonlarını korumak mümkün olamıyorsa, abdominoperineal rezeksiyon (Miles Ameliyatı) denen ve ancak karın ile perineden(makattan) ortak yaklaşımla sonuçlandırılabilen bir prosedür uygulanır. Yukarıdaki diğer ameliyatların aksine burada hastaya kalıcı stoma yapılması gereklidir. Diğer uygulamalarda ise, ilgili bağırsak kesimi çıkartıldıktan sonra yapılan anastomozun (bağırsağın birbirine bağlanması) güvenliğini sağlamak için bazen geçici olarak stoma açmak gerekebilir. Burada tercih edilen, ince bağırsağın son kısmını kullanarak yapılan ve ileostomi olarak adlandırılan işlemdir. Bu, bahsettiğimiz gibi geçici bir stomadır ve -cerrahın tercihine ve hastanın durumuna göre değişse de- ortalama 2 ay kadar bir sürede kapatılabilir.

Daha önce değindiğimiz gibi, tüm bu cerrahi tedavilere ilaç ya da ışın tedavilerini (ikisi beraber de olabilir) eklemek de gerekebilir. Buna karar vermede en önemli faktör kanserin evresidir.

Takip :

Maalesef uygun cerrahi ve ilave tedavilere rağmen özellikle rektum kanserlerinde sıklıkla nüks gelişmektedir. Nüks oranları evre II ve III hastalıklarda %40’lara çıkabilmektedir. Bu nedenle ameliyat sonrası dönemde hasta izlemi gereklidir. Bu takibin ne sıklıkta ve ne yoğunlukta yapılacağı hastalığın evresi ile ilgilidir. İzlemde; öykü, fizik muayene, CEA denen tümör belirteci, tomografik incelemeler, PET taraması ile kolonoskopik incelemelerden yararlanılabilir. Hasta, hekimin önerdiği zamanlarda, planlı aralıklarla mutlaka kontrollerine gelmelidir.

 

Yrd. Doç. Dr. G. Selçuk ÖZBALCI

OMÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi A.D. Öğretim Üyesi

E-mail: gselcuk.ozbalci@omu.edu.tr

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret1226492
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar16.336416.4019
Euro17.514717.5849
Hava Durumu
Saat